Gazeteci İsmet Berkan’ın 1999’da gerçekleştirilen polis operasyonunun bir psikolojik savaş olduğuna dair açıklaması

-31-

1999 yılında Bilim Araştırma Vakfı’na karşı düzenlenen polis operasyonu sırasında gerçekleştirilen haksız saldırının bir PSİKOLOJİK SAVAŞ olduğunu Radikal Gazetesi köşe yazarı İsmet Berkan bile itiraf etmiştir. Sayın Adnan Oktar’a karşı yöneltilen bu savaş ile ilgili olarak Berkan, “Bu savaşta soruşturmanın gizliliği ilkesine yer yok”, ifadesiyle yürütülen PSİKOLOJİK SAVAŞ yöntemini açıkça dile getirmiştir.


05 Şubat 2000, Radikal Gazetesi

"Bu savaşta soruşturmanın gizliliği ilkesine yer yok. ... Ama dün 'savaş'ın ilkesizliği doruk noktasına tırmandı, bir gazetede 'çok gizli' damgalı bir telefon dinleme tutanağının aslı yayımlandı... Ama PSİKOLOJİK SAVAŞ BU, HER YOL MÜBAH."


Bediüzzaman Said Nursi de Psikolojik Savaş yöntemleriyle engellenmek istenmişti

-32-

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ DE PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİ İLE  ENGELLENMEK İSTENMİŞTİ

Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetişmiş en büyük İslam alimlerinden biridir. 87 yıl süren hayatı boyunca İslam'ı savunmuş, materyalist felsefeye, din ve mukaddesata karşı olanlara yönelik büyük bir fikri mücadele vermiştir. Onun döneminde de bu büyük İslam alimini engellemek için çeşitli psikolojik savaş yöntemleri uygulanmıştır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 1:
"Menfaat Peşinde Koşmak" İftirası

Bediüzzaman'ın çalışmalarından rahatsız olan çevrelerin uyguladığı psikolojik savaş neticesinde yönlendirilen basın-yayın kuruluşlarından birinde Bediüzzaman için şöyle denmekteydi:

"Said-i Kürdi, dini siyasete alet yaparak irticai propagandalara girişmiş ve birtakım adamları kandırarak doğru yoldan şaşırtmaya çalıştığı anlaşılmıştır... Otuz senelik mayalı bir mürteci olup ifsad edecek saf vatandaş aramaktadır... Şeyhin (Bediüzzaman'ın) bu meseledeki rolünün bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek olduğu anlaşılmıştır..." (Cumhuriyet, 10 Mayıs 1935) Aynı gazetede farklı tarihlerde ise, ''Dini istismar eden Said Nursi hakkında takibat başladı'', ''Said-i Nursi mühimsenecek bir kimse değildir. Maddi ve manevi menfaatler sağlamak amacında olan bir kimsedir'' diye haberler yayınlanmıştır.

Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle ''kendisini beğenmemeyi kendisine meslek edinen'' ve son derece mütevazi bir hayat yaşayan Bediüzzaman'a talebelerinden para sızdırmak, liderlik hırsını tatmin etmek gibi asılsız, mantıksız, manasız iftiralar atılmış olmasının tek amacı, bu iftiralarla Bediüzzaman'ı etkisiz ve sözü dinlenmez hale getirmeye çalışmaktır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 2:
“Delilik” İftirası

1908 yılında, Bediüzzaman Said Nursi yine suni olarak oluşturulan sebeplerle, mahkemeye sevk edilmiş ve mahkemenin görevlendirdiği doktor heyeti kendisine ''akli dengesi bozuk'' raporu vermiştir. Daha sonra sevk edildiği akıl hastanesindeki doktor, Bediüzzaman'ın kendisiyle konuşması sonucunda ''bu adamda delilik varsa, dünyada akıllı yoktur'' diyerek, raporun asılsızlığını vurgulamıştır.

Psikolojik savaşın yönlendirdiği basın yayın kuruluşlarındaki ''Said Nursi tımarhaneye de girip çıkmıştır'' gibi aldatıcı yorumlarla, bu büyük İslam alimi halkın gözünde olduğundan farklı gösterilmeye çalışılmıştır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 3:
Çevresindekileri Kandırarak Saptırdığı İddiası

Bediüzzaman ve talebeleri için öne sürülen psikolojik savaş yöntemlerinden biri de "İnanç Sömürücüleri" başlıklı yazı dizisi ile dönemin gazetelerinden biri ile uygulanmıştır. Bu yazı dizisinde Said Nursi'nin talebeleri hakkında da Kuran'daki inkarcıların ''büyülenmişler'' iftirası tekrarlanmış ve ''Bunlar sadece ve sadece dini bir taassupla ona bağlanmışlar, gözleri kafaları başka bir şeyi görmez, anlamaz olmuştu'' diye yazılmıştır.

Oysa, Bediüzzaman ve yanındaki müminler, akılları, vicdanları ve Kuran'ın rehberliği ile hareket eden aklı selim sahibi insanlardı. Ve bu iftiraları atanlar da aslında bunun böyle olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bu psikolojik savaş yöntemi ile Bediüzzaman'ın, çevresindeki gençlerin beyinlerini yıkadığı, bu gençlerin de, beyinleri yıkanacak kadar akıldan ve mantıktan yoksun insanlar oldukları imajı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Psikolojik Savaş Yöntemi 4:
Dini Sapkınlık İftirası

Bediüzzaman'a karşı uygulanan psikolojik savaş yöntemlerinden birisi de onun İslami hükümleri saptırarak, kendine göre bir din anlayışı savunduğu ve çevresindeki kişilere de bu sapkın dini telkin ettiği yönündeki iftiradır. Bu provokasyonların amacı, halkı ve konuyu ayrıntısıyla bilmeyen bazı dindar çevreleri kışkırtarak, Bediüzzaman'ı yanlış tanımalarını sağlamaya çalışmak olmuştur.

Bu iftiraları desteklemek için psikolojik savaş uzmanları Bediüzzaman Said Nursi’ye yönelik bazı komplolar düzenlemiştir. Halkı Bediüzzaman’dan soğutmak için onu fuhuşla, sarhoşlukla suçlayan iftiralar atılmıştır. Ancak elbette tarihte tüm Müslümanlara karşı kurulan tuzaklarda olduğu gibi Bediüzzaman’a karşı kurulan tuzaklar boşa çıkmış ve Bediüzzaman yürüttüğü iman hizmetine sabırla devam etmiştir.

Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.
(Rad Suresi, 42)

 

Eserlerinde Kuran’ı ve Ehli sünneti rehber edinen Sayın Adnan Oktar’a “dini yanlış yorumlama” iftirası atılmıştır.

-33-

Sayın Adnan Oktar’ın 250’den fazla eserinin 57’den fazla dile çevrilmesi ve dünya çapında tanınmasından rahatsızlık duyan psikolojik savaş uygulayıcıları bu eserlerin etkisini kıracaklarını düşündükleri yeni bir yöntem uygulamışlardır. Sayın Adnan Oktar’a “İslam dinini yanlış yorumlama” iftirası atılmış ve bu iftira 1999 yılında yapılan operasyon sonrası savcılık iddianamesine kadar taşınmıştır. Halkımızın Sayın Adnan Oktar’ın Harun Yahya müstear ismiyle kaleme aldığı eserlere olan teveccühün gücünü kıracaklarını zanneden psikolojik savaş yöneticileri bu eserlerin Ehli Sünnet çizgisinde olmadığını, Sayın Adnan Oktar’ın kendine ait bir din anlayışı geliştirdiğini iddia etmişlerdir. SAYIN ADNAN OKTAR, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN SÜNNETİNE BAĞLI BİR İNSANDIR. ESERLERİNDE DE KURAN'I VE SÜNNETİ REHBER EDİNMİŞTİR. Bunu "Ehl-i Sünnetin Önemi” isimli eserinde ayrıntılı olarak anlatmıştır.  “İslam dinini yanlış yorumlama” iftirasına en güzel cevabı ise dava dosyasına sunulan birçok kıymetli profesöre ait bilirkişi mütalaaları vermiştir.

  1. Ankara Üniversitesi Tefsir Anabilim Dali Öğretim  Üyesi olan Prof. Dr. Salih Akdemir tarafından tanzim edilen 20.03.2000 tarihli mütalaa
  2. Ankara Üniversitesi Tefsir Anabilim Dali Baskani olan Prof. Dr. Mevlüt Güngör tarafından tanzim edilen 25.03.2000 tarihli mütalaa
  3. Avrupa Uluslararasi Islam Üniversitesi Öğretim  Üyesi Prof. Dr. Hayrettin Karaman tarafından tanzim edilen bila tarihli mütalaa
  4. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. Yaşar Kandemir tarafından tanzim edilen 21.09.2000 tarihli mütalaa
  5. Ankara Üniversitesi Hadis Anabilim Dali Öğretim  Üyesi olan Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoglu tarafından tanzim edilen 28.03.2000 tarihli mütalaa
  6. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim  Üyesi olan Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar tarafından tanzim edilen 30.05.2000 tarihli mütala


  7. Ankara Üniversitesi Kelam Anabilim Dali Öğretim  Üyesi olan Doç. Dr. İlhami Güler tarafından tanzim edilen 25.03.2000 tarihli mütalaa
  8. Ankara Üniversitesi Tefsir Anabilim Dali Öğretim  Üyesi olan Doç. Dr. Ömer Özsoy tarafından tanzim edilen 29.02.2000 tarihli mütalaa
  9. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel Islam Bilimleri Bölümü Başkan Yardımcısı olan Doç. Dr. Mehmet Paçacı tarafından tanzim edilen 01.06.2000 tarihli mütalaa

Hz. Musa’ya karşı uygulanan psikolojik savaş yöntemleri

-34-

HZ. MUSA'YA KARŞI UYGULANAN PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİ

İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilen Hz. Musa, -tıpkı diğer peygamberler ve samimi müminler gibi- inkarcıların birçok sözlü saldırısına maruz kalmıştır. Hazreti Musa’ya karşı uygulanan psikolojik savaş yöntemlerinden bazıları şunlardır:

Psikolojik Savaş Yöntemi 1:
Hz. Musa’yı ülke için bir tehlike gibi göstermek

Firavun'un Hz. Musa’ya karşı kullandığı psikolojik savaş yöntemlerinden biri, Hz. Musa'yı ve Hz. Harun'u her fırsatta ülke ve halk için önemli bir tehlike gibi göstermekti. Bu yöndeki asılsız iftiralarıyla halkı, Hz. Musa aleyhine kışkırtmaya çalışıyordu. Öyle ki Firavun Hz. Musa'yı, insanları "yurtlarından sürüp çıkarmayı istemekle" suçlamıştı. Kuran ayetlerinde Allah, Firavun'un, halkının önde gelenlerine şöyle seslendiğini bildirir:

(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 34-35)

Firavun bu iftirası ile Hz. Musa'ya ve yanındakileri halkın gözünde hain olarak göstermek ve halkın ve önde gelenlerin Hz. Musa'ya ve yanındakilere karşı cephe almalarını istemiştir. Ancak, Allah'ın vaat ettiği gibi, müminlere kurulan tüm tuzaklar nasıl bozulduysa, Firavun'un bu tuzağı da bozulmuştur:

Sonunda Allah, onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi. (Mümin Suresi, 45)

Psikolojik Savaş Yöntemi 2:
Hz. Musa'nın "Büyücülük"le Suçlanması

Hz. Musa, Allah'ın varlığını ve kendisinin Allah'ın elçisi olduğunu göstermek için -Allah'ın izniyle- Firavun'a birçok mucize gösterdi. Firavun buna rağmen iman etmediği gibi, halkın da inanmasını engellemek için, Hz. Musa'yı büyücülükle ve sihir yapmakla suçladı. Böylelikle Firavun, Hz. Musa'nın söylediklerinin ve yaptıklarının doğru olmadığı, bunun sadece insanları etkilemek için kullanılan yalancı bir sihir olduğu izlenimi vermeyi hedefleyen bir psikolojik savaş yöntemi uygulamıştır. Bu konu ayetlerde şöyle bildirilir:

Andolsun, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler. (Mümin Suresi, 23-24)

Psikolojik Savaş Yöntemi 3:
Yalancılık İftirası

… Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."
(Kasas Suresi, 36-38)

Firavun, Hz. Musa'nın anlattığı gerçeklere insanların inanmasını engellemek için, tüm bunların yalan olduğu iftirasını atarak bir psikolojik savaş yöntemi daha uygulamıştır. Ancak Allah başka ayetlerde, Hz.Musa’nın ve Hz. Harun’un dosdoğru yola yönelmiş Allah’ın salih kullarından olduklarını şöyle haber vermektedir.

Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a lütufta bulunduk. Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık. Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular. Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik. Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik. Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. Musa'ya ve Harun'a selam olsun. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz ikisi, Bizim mü'min olan kullarımızdandılar. (Saffat Suresi, 114-122)

BAV davasında davet ve ilanla şikayetçi aranmıştır

-35-

BAV DAVASINDA DAVET VE İLANLA ŞİKAYETÇİ ARANMIŞTIR

BAV Camiasına karşı düzenlenen 12 Kasım 1999 operasyonunun hemen ardından bazı üst düzey emniyet görevlilerinin gazetelere açıklama yaparak ihbarcı ve şikayetçi aradıklarını ilan etmişlerdir. Operasyonun ilk günü zamanın İstanbul Emniyet Müdürü bir basın toplantısı yapmış ve "Bunlar bir çete. Mağdurlar şikayetçi olsunlar. Kimliklerini gizli tutacağız" diye açıklama yapmıştır. (Hürriyet Gazetesi) Bu davet pek çok gazetede manşetten yayınlanmış ve bu yolla şikayetçi aranmıştır.

Elbette böyle bir davet, BAV camiasına husumet besleyen kişilere iftira fırsatı verilmesi anlamına da gelmektedir. Dahası, ortada bir suç bulunmadığının, "ÖNCE OPERASYON YAPALIM, SONRA SUÇ BULURUZ" mantığı ile hareket edildiğinin bir göstergesidir. Bu da, PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİNDEN BİRİDİR.


Fatih Altaylı’nın BAV aleyhinde kamuoyunu kışkırtma girişimleri

-36-

FATİH ALTAYLI’NIN BAV ALEYHİNDE KAMUOYUNU
KIŞKIRTMA GİRİŞİMLERİ

Basın yoluyla çağrılarda bulunarak BAV aleyhinde şikayetçi bulma çabalarına, BAV camiasına yönelik hakaretleri sebebi ile manevi tazminata mahkum olmuş olan Fatih Altaylı isimli gazeteci de katılmıştır. Fatih Altaylı, Hürriyet Gazetesi’ndeki "Adnancılar'dan Şikayetçi Olun!" başlıklı yazısında" (operasyonu) kim organize ettiyse eline sağlık, şimdi sıra vatandaşlarda" diyerek tüm okurlarını BAV camiasından şikayetçi olmaya davet etmiştir.

Ne var ki psikolojik savaş uygulayıcılarının her çabası gibi, bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanmıştır.


Hitler'in psikolojik savaş birimi elemanlarından Dr. J. Göbbels psikolojik savaş yöntemlerini kullanmıştır.

-37-

2. Dünya Savaşı sırasında psikolojik savaş tekniklerini çok yoğun kullanan Hitler’in özel psikolojik savaş biriminin elemanlarından olan Milli Eğitim ve Propaganda Bakanı Dr. J. Göbbels; psikolojik savaş yöntemlerini anlattığı bir çok demecinden birinde şu ifadeleri kullanmıştır:

"YALAN SÖYLEYİN, MUTLAKA İNANAN ÇIKAR"

Burada Göbbels'in bu sözü kitlelere yalan gazete haberleriyle, yalan demeçlerle, yalan beyanlarla etkilemenin ne kadar kolay olduğunu gösteren bir delildir. Sayın Adnan Oktar'a karşı da Göbbels'in psikolojik savaş yöntemleri kullanılmıştır. Ona karşı da çeşitli iftira, yalan ve karalama kampanyaları düzenlenmiştir. Ve gerçekten de inanan çıkmıştır.

Hitlerin psikolojik savaş birimi vardı. Psikologlardan,  psikiyatristlerden, bilim adamlarından, uzmanlardan oluşuyordu. Kendi fikirlerinde olmayanlardan hedef seçilen kişilere yönelik yalan ve iftira kampanyası başlatıyorlardı. Radyolar, el ilanları ve televizyonlar ile sürekli fısıltı gazetesi şeklinde bu yalanları yayarak karşı tarafı etkisiz hale getirmeye çalışıyorlardı. Faşizm de, komünizm de psikolojik savaş yöntemini kullanmıştı. Milyonlarca kişinin katili, kitle katliamı yapan Stalin de psikolojik savaşa çok önem veriyordu. Muhaliflerini yalan, hakaret, iftira ile ve diğer psikolojik savaş yöntemleri ile susturmaya çalışıyordu. Fikirlerine muhalif olan kişileri akıl hastanesine koyup deli ilan ediyordu. Tıpkı Sayın Adnan Oktar'a karşı düzenlenen komplolarda ve bunlarda uygulanan yöntemlerde olduğu gibi.


Hitler, Lenin ve Stalin psikolojik savaş konusuna çok önem vermişlerdir.

-38-

Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,’ günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.
(Şuara Suresi, 221-223)

 

Milyonlarca kişiyi katleden Hitler ve Lenin psikolojik savaş konusuna çok önem vermişlerdir. Hitler bir çok konuşmasında bu konunun üzerinde durmuştur:

"Sürprizlerle, terörle, sabotajla ve suikastlerle düşmanının moralini boz. BU GELECEĞİN SAVAŞIDIR. YALANINI BÜYÜK TUT, ONU BASİT HALE GETİR, SÜREKLİ SÖYLE, SONUNDA BUNA İNANACAKLARDIR."

"MAHARETLİ VE DEVAMLI BİR PROPAGANDA İLE millete; cehennemi cennet, en sefil hayatı bir zevk gibi göstermek mümkündür."

Bir çok masum insanı katletmiş olan faşist lider Hitler'in psikolojik savaş yöntemleri bugün de  Sayın Adnan Oktar'a karşı uygulanmıştır. Halkın sinir uçlarını etkileyen konularda Sayın Adnan Oktar'a karşı sürekli bir propaganda yapılmıştır. Bilmeyen, okumayan, araştırmayan kitleleri etkilemek amacıyla Sayın Adnan Oktar hakkında büyük yalanlar söylenmiş, komplolar düzenlenmiştir. Gerçekten de halktan bu yalanlara inananlar çıkmıştır.

Komünist kanlı lider Lenin de bir psikolojik savaş uzmanıydı. O da demeçlerinde bu yöntemlerden sıkça bahsetmiştir:

"YETERİNCE SIK SÖYLENEN BİR YALAN SONUNDA GERÇEK HALE GELİR."

Milyonlarca masum insanın katlinden sorumlu olan Lenin'in gösterdiği bu psikolojik savaş yöntemi de Sayın Adnan Oktar'a karşı kullanılmıştır. Kendisi hakkında olmadık iftiralar, psikolojik savaş uzmanlarının yönlendirdiği medya kuruluşları vasıtasıyla kamuoyuna duyurulmuş ve bu yalanlar bazı gazetelerde tekrar tekrar yayınlanmıştır. Genel infial amaçlı öne sürülen bu yalanlara halkın inanması sağlanmaya çalışılmıştır.


Bir zamanlar Dr. Sefa Saygılı da psikolojik savaş elemanlarının oyununa gelmişti.

-39-

Bir zamanlar Dr. Sefa Saygılı da psikolojik savaş elemanlarının oyununa gelmişti. Müslümanların onca sorunu varken, bunları bir kenara bırakmış, Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşa destek vermekle ilgilenmişti. O devirde Hürriyet Gazetesi, Sabah Gazetesi ve diğer malum renkli basında her zaman olduğu gibi Adnan Oktar aleyhinde yoğun haberler çıkıyordu. O da bu tarihte o ekibe katılıp, Hürriyet ve Sabah gazeteleriyle omuz omuza verip, Sayın Adnan Oktar'a karşı mücadele içine girmişti. Sayın Adnan Oktar materyalistlere, darwinistlere ve ateistlere karşı mücadele verirken ve bu yolda hapse girmeyi, akıl hastanesine atılmayı göze almışken, o rahat koltuğunda oturup Sayın Adnan Oktar aleyhinde çalışma yapıyordu.


Eylül-Ekim 1989

Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.

(Al-i İmran Suresi, 120)


Sayın Adnan Oktar Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nden tahliye olurken de psikolojik savaş uygulanmıştı.

-40-

(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.   

(Fatır Suresi, 43)




Fotoğraf çekilirken önce basın konuşlandırıldı. Gerçek bir Atatürkçü ve Türk milliyetçisi olan Sayın Adnan Oktar oraya getirildi, sonra da bu zoraki fotoğraf çekildi.


Sayın Adnan Oktar Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nden tahliye edilirken zorla dönemin başhekiminin eli öptürülmüştü. Ancak bu şekilde sakalının yanıyla, ayakta, el yukarı kaldırılıp zorla yüze doğru uzatılarak el öptürme belki de tarihte ilk defa görülen bir tarzdı.  Bunun gerçek anlamda bir el öpme olmadığı çok açıktı.  Ancak psikolojik savaş elemanları bu görüntü ile kamuoyuna güya Sayın Adnan Oktar hizaya getirildi imajını vermeye çalışmışlardı. Bu şekilde “Bundan sonra daha dikkatli davran, ayağını denk al. Ayağını denk almazsan neler olacağını, başına neler geleceğini tahmin edersin" şeklinde bir mesaj verilmişti. Yani daha önce özel bir kuryeyle uyarıldığı gibi Yahudilik ve Masonluk kitabının bir daha basılmaması, tebliğ faaliyetlerinin tümüyle durdurulması gibi taleplerdi bunlar.


Hiç ilgisi olmayan konularda bile Sayın Adnan Oktar’a suç atfedilmeye çalışılmıştır.

-41-

Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir parçası olarak hiçbir ilgisi olmayan konularda uydurma senaryolarla kendisine basında suçlar atfedilmiştir. Halkın sinir uçlarını etkileyen bir konu olduğunda “bu konuda Sayın Adnan Oktar’a atılabilecek nasıl bir suç uydurulabilir, nasıl bir iftira atılabilir” mantığıyla yaklaşılmış ve düzmece haberlerle Sayın Adnan Oktar’a karşı halk galeyana getirilmeye çalışılmıştır. Hürriyet Gazetesi’nde 1989 yılında intihar eden bir kişi için Sayın Adnan Oktar’la bağlantısı olduğu şeklinde uydurma bir haber yayınlanmıştı. Daha sonra ailesi bunun yalan haber olduğunu açıklamak zorunda kalmıştı. Psikolojik savaş yöneticileri bu şekilde en ufak bir ilgisi olmayan konularda bile Sayın Adnan Oktar’a karşı genel infial oluşturmayı hedefleyerek basını yönlendirmiştir.

Hürriyet, 1999


Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Sayın Adnan Oktar’ın kaldığı döneme ait tüm arşivleri yok edilmiştir.

-42-

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin arşivleri 1927 yılından itibaren düzenli olarak tutulmaktadır. Bu arşiv dosyalarında hastaların giriş çıkış tarihleri, verilen ilaçlar, hangi birimlerde kaldıkları, tedavi süreci gibi tüm bilgiler detaylı olarak kaydedilmiştir.

Bu dosyalar içinde sadece 1985 ve 1986 yıllarına ait dosyalar KAYIPTIR ! Bu dönem Sayın Adnan Oktar’ın burada bulunduğu dönemdir. 1927 yılından beri SADECE O DÖNEME AİT TÜM BELGELER BİR ŞEKİLDE YOK EDİLMİŞTİR. O DÖNEMİN SORUŞTURULMA İMKANI DA BÜTÜN KARANLIK YÖNLERİYLE BERABER ORTADAN KALDIRILMIŞTIR. Bu da Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşın ne kadar büyük ve karanlık olduğunu,  bu konuda Komünist  Derin Devletin ne kadar pervasız olduğunu gösteriyor.


BAV davasında hiçbir mağduriyeti olmadığını söyleyen kişiler defalarca “mağdur sıfatıyla” ifade vermeye çağrılmıştır.

-43-

Sayın Adnan Oktar'a karşı yürütülen psikolojik savaşta bugüne kadar görülmemiş hukuki uygulamalar da yapılmıştır. Örneğin bazı kişiler, savcılıklara defalarca mağdur olmadıklarını belirttikleri halde ve kendilerinin de hiçbir şikayetleri olmadığı halde, 3. şahıslarca "bu kişiler mağdur" diye şikayetler yapılmaktadır. Yaşı 40'a yakın kişiler defalarca ifade verdikleri halde, mağdur sıfatıyla tekrak tekrar ifade vermeye mecbur bırakılmaktadırlar. Bu bir psikolojik savaş uygulamasıdır ve kullanılan 3. şahıslar psikolojik savaşın elemanlarınca yönlendirilmektedir.


BAV mensuplarının Mehmet Ağar ve Celal Adan'a şantaj yaptığı iddiası bu kişilerin Devlet Güvenlik Mahkemelerinde verdikleri ifadelerle yalanlanmıştır

-44-

1999 yılında Bilim Araştırma Vakfı mensuplarına karşı düzenlenen polis operasyonu sonrasında bir çok medya kuruluşu BAV camiası mensuplarının “şantaj ve tehdit yaptığı” şeklinde asılsız iddialar ortaya atmıştır. Psikolojik savaş uygulayıcılarının yönlendirdiği bu gazetelerde Mehmet Ağar ve Celal  Adan’a menfaat talebiyle şantaj yapıldığı şeklinde haberler manşetten duyurulmuştur. Ancak Mehmet Ağar ve Celal Adan, İstanbul ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemeleri huzurunda verdikleri ifadelerde, BAV CAMİASI MENSUPLARI TARAFINDAN HERHANGİ BİR TEHDİDE MARUZ KALMADIKLARINI VE KENDİLERİNE YÖNELİK BİR MENFAAT TALEBİNDE BULUNULMADIĞINI açıkça belirtmişlerdir. Bir kısım gazetelerin manşetten vermiş olduğu asılsız haberler, Mehmet Ağar ve Celal Adan’ın bizzat kendileri tarafından devletin mahkemeleri huzurunda yalanlanmıştır. Buna rağmen, Mehmet Ağar ve Celal Adan’ın, herhangi bir tehdit veya şantaja maruz kalmadıklarına dair verdikleri mahkeme ifadeleri bu gazetelerde yer almamıştır.


Dönemin İstanbul Milletvekili Celal Adan, Ankara 2 No.lu DGM'de talimatla verdiği 25.05.2000 tarihli ifadesinde, herhangi bir tehdide maruz kalmadığını ve kendisine yönelik bir menfaat talebi olmadığını açıkça belirtmiştir. Ancak bu belgeler psikolojik savaş gereği hiç bir gazetede yer almamıştır.




Dönemin Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar, Ankara 2 No.lu DGM'de talimatla verdiği 25.05.2000 tarihli ifadesinde, BAV camiası mensuplarından herhangi biri tarafından kendisine veya çevresindekilere tehdit veya şantajda bulunulmadığını ve kendisinden bir maddi çıkar talep edilmediğini belirtmiştir. Bu ifadeler de psikolojik savaşın bir yöntemi olarak hiç bir gazetede yer almamıştır.


Sayın Adnan Oktar ve BAV mensupları kendilerine karşı üretilen asılsız iddialardan takipsizlik, kovuşturmaya gerek olmadığı veya beraat kararları ile aklanmıştır.

-45-

Psikolojik savaşın bir yöntemi olarak Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında bugüne kadar asılsız iddialar öne sürülerek çeşitli savcılıklara bazı şikayetler yapılmıştır. Aşağıda listelenen tüm bu soruşturmalardan Sayın Adnan Oktar ve BAV mensupları takipsizlik, kovuşturmaya gerek olmadığı veya beraat kararları ile aklanmıştır. Tüm bu sonuçlara rağmen psikolojik savaş taktiği olarak Sayın Adnan Oktar ve BAV mensuplarına karşı asılsız iddialar üretilmeye devam edilmektedir.

  1. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/51724 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “haksız ekonomik çıkar sağlamak maksadı ile örgüt kurma, iftira, eziyet, ve hakaret” iddialarıyla bir soruşturma açılmıştır. Ancak savcılık tarafından yapılan inceleme sonucunda, konuyla ilgili hiçbir suç unsuru bulunmadığı belirtilmiş ve kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
  2. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/51725 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “suç işlemek için örgüt kurma” iddiasıyla bir soruşturma açılmış ancak ortada hiçbir suç unsuru bulunmadığından konuyla ilgili kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
  3. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/51724 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “haksız ekonomik çıkar sağlamak maksadı ile örgüt kurma” iddiasıyla bir soruşturma açılmış ancak ortada herhangi bir suç unsuru bulunmadığından konuyla ilgili kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
  4. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/27549 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” iddiasıyla bir soruşturma açılmış ancak herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığından konuyla ilgili kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
  5. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/27549 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, tehdit, şantaj ve hakaret” iddialarıyla bir soruşturma açılmış, ancak 18. 10. 2005 tarihli karar ile konuyla ilgili herhangi bir kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
  6. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2002/60013 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “çete oluşturmak” iddiasıyla bir soruşturma açılmıştır. Ancak 2002/18838 karar no ile, ilgili kişiler hakkında herhangi bir kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
  7. T.C. Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, 2002/21669 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “çete oluşturmak” iddialarıyla bir soruşturma açılmış ancak 2003/6120 karar no ile, ilgili kişiler hakkında konuyla ilgili herhangi bir kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.
  8. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 27.03.2006 tarih ve 2005/51724 sor. 2006/2432 karar sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz üzerine, T.C. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan incelemede, 2006/668 müteferrik no’lu karar ile verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.
  9. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 18.10.2005 tarih ve 2005/27549 sor. 2005/12003 karar sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz üzerine, T.C. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan incelemede, 2006/871 sayılı müteferrik no’lu karar ile, verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.
  10. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 31.12.2002 tarih ve 2002/60013 hazırlık 2002/18838 karar sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz üzerine, T.C. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan incelemede, 2003/458 müteferrik no’lu karar ile, takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.
  11. T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 30.06.2003 tarih ve 2002/39606 hazırlık 2003/8860 karar sayılı takipsizlik kararına itiraz edilmiş ancak, T.C. Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, yapılan inceleme sonucunda 2003/333 müteferrik no’lu karar ile, verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.
  12. T.C. Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı’nın 15.10.2003 tarih ve 2002/21669 hz sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz incelenmiş, 2003/894 diş. es. no’lu ve 2004/12 d. iş. kar. no’lu kararı ile, verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.