Sayın Adnan Oktar hakkında haksız yere getirilen
yurtdışına çıkma yasağı.


-21-

BASINDA BİR SEVİNÇ HABERİ DAHA !

Devam eden BAV davasında Sayın Adnan Oktar hakkında yurt dışına çıkış yasağı getirilmiştir. Oysa Sayın Adnan Oktar hakkında yurtdışı yasağına hiç gerek yoktur. Sayın Adnan Oktar’ın yurtdışına çıkma ihtiyacı da yoktur. Yıllardır verdiği fikri mücadale boyunca bir çok komplo ile karşılaşmış, 25 yıl hapis cezası ile yargılanmış, akıl hastanesinde en ağır akıl hastalarının bulunduğu 14A koğuşunda çok zor şartlar altında 10 ay tutulmuş, kokain komplosu yapılmış buna rağmen bir gün bile yurtdışına çıkma düşüncesi veya hazırlığı olmamıştır. Hatta bugüne kadar HERHANGİ BİR PASAPORT BAŞVURUSUNDA DAHİ BULUNMAMIŞTIR. Üstelik BAV davasında bugün gelinen durumda Ebru Şimşek’in iddialarının geçersiz olduğu anlaşılmış, çete konusunda Sayın Adnan Oktar’ı da kapsayacak şekilde BERAAT VERİLMİŞTİR. Dolayısıyla yurtdışına çıkmasından şüphe edilecek ağır bir hapis riski veya herhangi bir mağduriyet riski yoktur. Ki olsa bile Sayın Adnan Oktar bu zorlukları bir nimet olarak gören bir insandır. Şu an dava usulen devam etmektedir. Ancak buna rağmen karşı tarafın avukatı, Yargıtay’ın daha önceki kararına dayanarak yurtdışı yasağı talebinde bulunmuştur. Ve yasak kararı getirilmiştir. Ancak şu an Yargıtay 8. Ceza dairesinin kararı bir başka ceza dairesi tarafından karşı karar ile bozulduğu için, usulen alınan bu yasağın da kalkması hukuken beklenmektedir.


Tüm bu süreç içinde psikolojik savaş yöneticileri bu konuyu da kendilerince en iyi şekilde değerlendirmiş ve çok büyük bir olay gibi günlerce basında haber yaptırmışlardır. Bir çok basın yayın organı, heyecan ve sevinç ile bu haberi vermiştir. Halbuki yurtdışı yasağı birçok mahkemede, yüzlerce kişi için alınan bir karardır. Erdal İnönü dahil bir çok ünlü kişiye bu yasak getirilmiştir. Çok sıradan bir uygulamadır. Ancak bu konu vahim bir olay gibi kamuoyuna yansıtılmıştır. Önümüzdeki günlerde bu yasak kaldırıldığında ise basının bu konuda haber yapacağına ihtimal vermek çok güç. Çünkü psikolojik savaşın gereklerine göre bunun haber yapılmaması gerekir.


Sayın Adnan Oktar’ın emniyetteki ifadelerinin geçersizliğini açıkladığı mektuplar basında yer almamıştır.


-22-

Sayın Adnan Oktar Kartal Cezaevi’nden basın mensuplarına yazdığı mektuplarında, emniyetteki ifadelerinin geçersizliğini açıklamıştır. Ancak emniyet ifadelerini sürmanşetten yayınlayan pek çok gazete, Sayın Oktar’ın bu mektuplarındaki bizzat kendi ağzından yaptığı açıklamalarının hiçbirine yer vermemiştir.
Yalçın Pekşen o dönemde yazdığı bir yazısında, Adnan Oktar’ın bu mektuplarının, basında ÇELİŞKİ YARATMAMAK İÇİN YAYINLANMADIĞINI belirtmiştir.
Psikolojik savaş uygulayıcılarının kendi planlarını tamamen ortadan kaldıracak netlikteki bu izahları basında yayınlatmamaları yöntemlerinden biridir.


Adnan Oktar ve BAV mensupları, kenileri hakkında atılan iftiralardan doğan yasal haklarını kullandıklarında Ebru Şimşek’i ve onu destekleyen çevreleri yıldırmaya çalıştıklarına dair haksız yorumlar yapılmıştır.


-23-

Adnan Oktar ve BAV’a karşı yürütülen karalama kampanyasının bir gereği olarak, Ebru Şimşek’in ağzıyla çeşitli basın organlarında ve televizyon kanallarında bu camiaya yönelik sayısız iftira attırılmış, olmamış olaylar olmuş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Adnan Oktar ve BAV mensupları, bu iftiralardan doğan yasal haklarını kullandıklarında ise Ebru Şimşek’i ve onu destekleyen çevreleri yıldırmaya çalıştıklarına dair haksız yorumlar yapılmıştır. Onların haklarını arayarak Ebru Şimşek’in iddialarının yalan olduğunu kanıtlamaları, bu çevreler tarafından çarpıtılarak yorumlanmaktadır, bu sürdürdükleri haksız ve gizli mücadelenin çok sayıdaki kirli metodundan biridir.


BAV’a yönelik suçlamalara “küçük kız çocukları”yla ilgili hayali bir senaryoya daha yer verilmiştir.


-24-

Psikolojik savaşın bir gereği olarak 8 yıl sonra, BAV'a yönelik suçlamalara "küçük kız çocukları"yla ilgili hayali bir senaryo daha eklenmiştir. Oysa ne emniyet ifadelerinde, ne dava dosyasında böyle bir iddia yoktur. Nitekim EMNİYETTE İFADE VEREN BAYANLAR ARASINDA 18 YAŞINDAN KÜÇÜK HİÇ KİMSE YOKTUR. 18 YAŞ İSE, "KÜÇÜK KIZ ÇOCUĞU" DEMEK DEĞİLDİR. Bu bayanlara da emniyetteki ifadeleri tehdit, baskı ve zor kullanılarak imzalatılmıştır. Bu kişilerin hepsi savcılıkta ve mahkeme huzurunda Sayın Adnan Oktar'dan ve Bilim Araştırma Vakfı üyelerinden hiç bir maduriyetlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.

PINAR TEZCAN'IN gazete haberlerini yalanlayan İstanbul 1 No.lu DGM'ye yazdığı 24.05.2000 tarihli dilekçesi

"Benim bu çevreden tanıdığım kişiler ... Allah'a inanıyorlar, son derece dindarlar ve ahlaki değerlere çok önem veriyorlar... Ben onlardan kötülük değil iyilik gördüm. Benim tanıdığım kadarıyla Adnan Bey başta olmak üzere, bu insanlardan kimseye bir zarar gelmesi mümkün değil Eğer böyle bir niyetleri ve karakterleri olsaydı önce bana olurdu(...) Ancak onlar benden herhangi bir şekilde maddi ve manevi faydalanmak şöyle dursun hep iyi niyet ve şefkatle yaklaştılar. ..."


NEFİSE KARATAY 2.6.2000 havale tarihli dilekçesinde
BAV mensupları hakkında çıkan haberleri yalanlamıştır

"... İki üç gün önce gazetelerde, bana bu kişilerin şantaj yaptıkları yazıldı. Herşeyimin üzerine yemin ederim ki bu yazılanların hepsi yalan. Allah için ben bu insanlardan kötülük görmedim. İşte bu yüzden basında yazanların gerçek olmadığını, hiçbir şantaja uğramadığımı ve hiçbir ahlaksızlık yapmadığımı sizlere bildirmek istiyorum..."


SEÇKİN PİRİLER İstanbul 1 No.lu DGM'ye gönderdiği dilekçelerinde Adnan Oktar'dan şikayetçi olmadığını belirtmiştir

"Benim ne bu grup ile ilgili ne de bire bir şahıslarla ilgili bir şikayetim olmadı. Şimdi de şikayetim yoktur. Bana karşı zor ya da baskı ile ne bir şey yapmam ne de yapmamam istenmedi"

"Bana hiçbir zararı dokunmayan Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi olmadığımı tekrar belirtmek istiyorum. Kendileriyle olan arkadaşlığım süresince hiçbir zarar görmedim"


Yüzlerce kişiyi faili meçhul siyasi cinayetlerle öldürten komünist lider Lenin için psikolojik savaş çok önemliydi.


-25-

Yüzlerce kişiyi faili meçhul siyasi cinayetlerle öldürten komünist lider Lenin için psikolojik savaş çok önemliydi. Kendisine bağlı bir psikolojik savaş birimi vardı. Yıllarca bu özel psikolojik savaş birimleri, Nazi düşüncesini ve komünist düşünceyi yaymada önemli görev yaptı. Lenin bu konuda yaptığı bir çok konuşmasından birinde şunu söylemişti:

"Önemli olan toplumun bütün kesimlerinde kargaşa çıkarmak ve propaganda yapmaktır."



Sayın Adnan Oktar’ın karşılaştığı zorluklar ve hapis onun gittikçe daha olgunlaşmasını, daha çok sevilmesini ve saygı duyulmasını sağladı.


-26-

Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir." "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın."
(Yusuf Suresi, 8-10)

(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Yusuf Suresi, 33-34)

Adnan Oktar’ın karşılaştığı zorluklar ve hapis onun gittikçe daha olgunlaşmasını, daha çok sevilmesini ve saygı duyulmasını sağladı. Allah ona bereket, güç, başarı, imkan, huzur, sağlık, sıhhat, gençlik ve dinçlik verdi. Bu olaylar onun dünya çapında ünlenmesine ve Türkiye’de de çok sevilmesine sebep oldu. Bugün milliyetçi, mukaddesatçı ve muhafazakar kesimin hemen hepsi Sayın Adnan Oktar’ı hem çok sevmekte, hem de saymaktadır. Fikirlerinden istifade etmektedir. Hatta sol kesimin de bir kısmı Sayın Adnan Oktar'ın Atatürkçü, barışçıl, demokrat, insancıl ve sevecen tavrından dolayı ona karşı bir sempati duymaktadırlar. Bize gelen yazışmalardan ve mektuplardan bunun bu şekilde olduğunu görüyoruz.

Fakat Adnan Oktar insanların kendisine sevgi, saygı duymasına, onların beğenisine, takdirine veya nefretine göre düşüncelerini tavırlarını ve çalışmalarını yönlendirmez. Düşünce, tavır ve çalışmalarını yönlendirdiği tek neden vardır. O da Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızası olmadıktan sonra karşısına ne kadar insan gelirse gelsin, her ne olursa olsun, bir dava adamı olarak Adnan Oktar’a Allah'ın izniyle hiçbir şekilde etkisi olmaz.

Sayın Adnan Oktar'ın 57 farklı dile çevrilmiş 250’yi aşkın eserinin bugüne kadar 8 milyon kişi tarafından alınmış olması; 200’e yakın Türkçe ve 1000’e yakın yabancı dil belgesel filminin 36 ülkede 120’den fazla TV kanalında, Türkiye’de de 150 yerel televizyonda gösterilmesi; 32 dildeki 300’den fazla internet sitesinden bir yılda yaklaşık 40 milyon kitap indirilmesi; makalelerinin 70 kadar ülkede 500’den fazla gazete ve dergide yayınlanması ona duyulan sevgi ve saygının ispatıdır.


1999 senesinde Sayın Adnan Oktar ve birkaç BAV üyesinin, emniyette baskı altında verdikleri ifadeleri videoya alınmıştır.  


-27-

1999 senesinde Sayın Adnan Oktar ve birkaç BAV üyesinin, emniyette baskı altında verdikleri ifadeleri videoya alınmıştır. Bu ifadelerde söylenecek sözleri bir takım emniyet görevlileri bu kişilere defalarca tekrarlamışlar ve onlara bu sözleri ezberletmişlerdir. Ölüm tehdidi altında birçok kez prova edilmiş olan bu video görüntüleri emniyetteki hukuksuz uygulamaların somut birer delilidir ve kanunlarımız önünde geçersizdir. Nitekim özgür iradesi ile konuşan bir kişinin, aleyhinde hiçbir somut delil olmadığı halde, kendi kendine hayali senaryolar ortaya çıkararak, aleyhindeki akıl almaz iddiaları en çirkin argo kelimelerle anlatması, kendine hakaret etmesi, inanılmaz suçlamalarda bulunması, kendisinin bir çete lideri olduğunu söylemesi mümkün değildir. Ceza kanununun bilinen bütün maddelerine girmesi için ve en ağır cezayı alması için her türlü delilden yoksun iddiaları, insan kendi kendine mantıksız ispatsız sözlerle isnad edebilir mi? Bütün bunlar meşru ifadeler değil, işkence feryatlarıdır, işkencenin belgesi ve tapusu hükmündedir. Oraya kim giderse gitsin o şartlar altında bu şekilde davranırdı. Böyle bir tehdit, tazyik ve şiddet karşısında Türkiye'de bunu yapmayacak kimse yoktur. Böyle bir işkence ve baskıya dayanabilecek bir insan tasavvur edilebilir mi? Bir kişinin savcılığa gider gitmez ve ayrıca hakim karşısında, emniyette verdiği ifadelerin doğru olmadığını belirtmesi, işkencenin kanıtıdır. Bütün bunlara rağmen "Bana ne, bana ne! Bir kere bu ifadeyi imzaladın. Madem bu ifadeyi imzaladın, sonuna kadar kullanırız." mantığı ayıptır, günahtır, çirkindir ve vicdansızlıktır.

Söz konusu sorgu videoları dava henüz soruşturma aşamasındayken ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin kontrolü altındayken, PSİKOLOJİK SAVAŞ GEREĞİ hukuk kuralları ihlal edilerek, bazı basın-yayın organlarına verilmiştir ve bütün Türkiye çapında yayınlanmıştır. Psikolojik savaş uygulayıcıları bu videoları yayınlayarak böylece güya Sayın Adnan Oktar aleyinde ve diğer mağdur ve mazlum insanlar aleyhinde müthiş bir propaganda yaptıklarını zannetmişlerdir. Fakat kendilerini küçük düşürüp, aşağılamışlardır. Bu çirkin icraatın çirkin heyecanını yıllarca çirkin bir şekilde yaşamış olmaları onların üzerinde çirkin bir suç damgası olarak kalmıştır.

Söz konusu dava halen sürmektedir. Sayın Adnan Oktar ve BAV üyeleri, yargı nezdinde birçok kez aklanmışlar, söz konusu iddialar BERAAT KARARLARI ile neticelenmiştir. Bu haberler, Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir gereği olarak, halk üzerinde infial oluşturabilmek, masum insanları toplum huzurunda sözde birer suçlu gibi gösterebilmek için yüzlerce televizyon kanalında yayınlanmıştır. Bu yayınlar tam aksine her seferinde Sayın Adnan Oktar'ın ve arkadaşlarının lehine olmuş, Sayın Adnan Oktar'ın daha çok sevilmesine, yücelmesine ve takdir toplamasına vesile olmuştur.


Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı mensupları yıllardan beri Komünist Derin Devlet'in hedefi olmuşlardır. 


-28-

Komünist derin devlet, mertçe, dürüstçe, bilimsel metodlarla mücadele etmek yerine kahpeliği ve kalleşliği seçmiş bir sistemdir. Elemanları da kahpeliği ve kalleşliği meşru görürler ve mücadele metodu olarak bunu kullanırlar. Milliyetçi, mukaddesatçı, muhfazakar, Atatürkçü çizgide olan Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı mensupları yıllardan beri Komünist Derin Devlet'in hedefi olmuşlardır. Komünist derin devletin yaptığı kahpe komplolara, kahpe oyunlara karşı 20 yıldan beri yaptıkları yiğitçe, samimi, cansiperane, bilimsel, demokratik mücadele ile her zaman Sayın Adnan Oktar ve arkadaşları galip gelmiştir.


Haksız Kazanç iftirası devletin resmi raporları ile çürütülmüştür


-29-

HAKSIZ KAZANÇ İFTİRASI
DEVLETİN RESMİ RAPORLARI İLE ÇÜRÜTÜLMÜŞTÜR

Sayın Adnan Oktar ve BAV üyeleri hakkında senelerdir basın yayın organlarında ‘kazanılan paraların kaynağı nedir?’ şeklinde haberler yayınlanmaktadır. 2000 senesinden beri devam eden BAV davasında Sayın Adnan Oktar dahil olmak üzere tüm yargılananlar hakkında Maliye Bakanlığına bağlı Mali Suçları Araştırma Komisyonu (MASAK) detaylı araştırma yapmıştır. Tüm yargılananların iş yerleri, banka hesapları, muhasebe kayıtları tek tek incelenmiştir. MASAK'ın verdiği 3 AYRI RESMİ RAPOR İLE haksız kazanç iftirası DEVLETİN RESMİ RAPORLARI İLE KESİN BİR ŞEKİLDE ÇÜRÜTÜLMÜŞTÜR. (Aşağıdaki 27 Temmuz 2000 tarih ve GKR.2000.22.173/Müt-2 sayılı MASAK Raporu, 21 Aralık 2000 tarih ve GKR.2000-22/11 sayılı MASAK Raporu ve 16 Temmuz 2001 tarih ve GKR.2001-22-173/ Müt-1 sayılı MASAK raporları.)

ORTADA HAKSIZ BİR KAZANÇ YOKTUR. Sayın Adnan Oktar ve BAV üyeleri Allah’tan korkan, yetimin hakkını gözeten, HELAL KAZANÇ SAHİBİ KİŞİLERDİR. Henüz BAV davası başladığı dönemde bu iddiaların birer iftira olduğu MAHKEME’YE SUNULAN RESMİ RAPORLARLA ortaya çıktığı halde, Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir gereği olarak, bu taraflı haberler hiçbir somut delile dayanmadan gazetelerde, televizyonlarda ve internet sitelerinde yayınlanmaya devam etmektedir. Ancak Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini büyük bir beğeni ile okuyan on binlerce insan, bu iftiralara itibar etmemektedirler. Sayın Adnan Oktar yürüttüğü değerli faaliyetlerini maddi hiçbir karşılık beklemeden, Allah’ın rızasını kazanmak, vatan ve millet sevgisi için yapmaktadır. Takdir edileceği gibi bir insanın hiç bir maddi karşılık beklemeden böylesine etkili bir faaliyet içinde olması söz konusu iddiaların birer iftira olduğunu belgelemektedir.


27 Temmuz 2000 tarih ve GKR.2000.22.173/ Müt-2 sayılı birinci MASAK raporu

 

21 Aralık 2000 tarih ve GKR.2000-22/11 sayılı ikinci MASAK raporu



16 Temmuz 2001 tarih ve GKR. 2001-22-173/Müt-1 sayılı üçüncü MASAK Raporu


1999 yılında gerçekleştirilen baskında, BAV camiası mensuplarının ailelerinden zor ve baskı ile Sayın Adnan Oktar’dan ve BAV’dan şikayetçi olduklarına dair kağıt imzalattırılması

-30-

12 Kasım 1999 tarihinde Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı camiasına yönelik düzenlenen operasyonda gece yarısı evlerinden polis zoruyla alınıp kendilerine hiçbir açıklama yapılmaksızın Emniyet’e götürülen hanımların ailelerine kızlarını görmek istiyorlarsa Sayın Adnan Oktar’dan ve Bilim Araştırma Vakfı mensuplarından şikayetçi olduklarına dair bir kağıt imzalamaları gerektiği söylenmiş, anne-babaların o anki ruh hallerinden faydalanılıp, kurnazca bir oyun oynanmıştır. SAYIN ADNAN OKTAR'DAN VE BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI'NDAN HİÇBİR MADURİYETLERİ OLMADIĞI HALDE birçok aile evlatlarına bir an önce kavuşabilme telaşıyla psikolojik savaş teorisyenlerinin bu tuzağına düşmek durumunda kalmıştır. Sonrasında bu aileler hiç vakit kaybetmeksizin istemeden imzalamak zorunda kaldıkları BU DİLEKÇELERİ REDDETMİŞLER ve gerekli mercilere de bunu bildirmişlerdir. Ancak PSİKOLOJİK SAVAŞIN BİR GEREĞİ OLARAK bu haberler hiçbir zaman gazete sayfalarına yansımamıştır. Bu aileler şikayetçi olmadıklarını defalarca bildirmelerine, hatta mahkeme huzurunda da bunu açıklamalarına rağmen hiçbir şikayetçisi olmayan BAV davası sanki onlarca şikayetçisi varmış gibi basında lanse edilmeye devam edilmiştir.

İLHAN ULAŞOĞLU
KUBİLAY GÖKTAN
KEMAL ORHUN FİŞEK
HÜSEYİN CAN AKINCIOĞLU
MAKFİRE VANİOĞLU
TARIK BİNATLI
SELMA KIRAL
GÜNGÖR KURUNÇ

SABRİYE AKINCIOĞLU

Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı camiasına yönelik düzenlenen operasyonda gece yarısı evlerinden polis zoruyla alınan hanımların aileleri duruşmalardaki ifadelerinde ve yazdıkları dilekçelerde şikayetçi olmadıklarını defalarca bildirmişlerdir. Ancak bu ifadelerin hiç biri psikolojik savaş gereği basında yer almamıştır ve BAV davası sanki onlarca şikayetçi varmış gibi basına lanse edilmiştir.